• Künye
Haber Uçur
Reklam
  • Anasayfa
  • İş Dünyası
  • Teknoloji
  • Lansman
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Mekan
  • Astroloji
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • İş Dünyası
  • Teknoloji
  • Lansman
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Mekan
  • Astroloji
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Haber Uçur
Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Anasayfa Röportaj

Yokluktan Maksim’e, Maksim’den Milyonların Kalbine

by Yazı işleri
24/09/2026
in Röportaj, manset
0
Yokluktan Maksim’e, Maksim’den Milyonların Kalbine
0
Paylaşımlar
5
Görüntelenme
Share on FacebookShare on Twitter

Babası hayata gözlerini yumduğunda henüz iki yaşındaydı; onu hiç tanımadı, sevgisini annesinin anlattığı hikâyelerden öğrendi. Dokuz çocuklu Sivaslı bir ailenin en küçüğü olarak yokluğu da gördü, çocuk yaşta çalışıp evine ekmek parası da götürdü. Ama hayatının yönünü değiştiren, çocuklarını aynı kadere teslim etmemek için dokuz evladını yanına alıp İstanbul’a göç eden cesur bir annenin kanatları oldu. Beş yaşında başladığı okulda sınıf atladı; kaşık ve çatalları mikrofon yaparak söylediği türküler, yıllar sonra onu Türkiye’nin en görkemli sahnelerinden Maksim’e taşıdı. Henüz 15 yaşındaydı…

Sonrası; Müzeyyen Senar’ın övgüsünden Fahrettin Aslan’ın keşfine, gazino sahnelerinden milyonların sevgisine uzanan uzun bir sanat yolculuğu… Ancak Nur Ertürk’ü yıllardır ayakta tutan yalnızca güçlü sesi ya da şöhreti olmadı. O, değişmesi istendiğinde “Ben değişmeyeceğim, siz değişeceksiniz” diyebilecek kadar cesur; zirvedeyken aile hayatını seçebilecek kadar özgür ve yıllar sonra hâlâ başarısının karşılığını “halkın sevgisi” diye tarif edecek kadar köklerine bağlı kaldı.

Business Mag Türkiye için bir araya geldiğimiz Nur Ertürk, bu kez yalnızca sanatçı kimliğiyle değil; babasını hiç tanıyamayan küçük Nur’dan, dokuz çocuğunu tek başına büyüten annesinin mirasına, çocukluk hayallerinden şöhretin perde arkasına, anneliğinden maneviyata ve bugünün gençlerine söylemek istediklerine kadar hayatının bilinmeyen kapılarını bütün içtenliğiyle açtı.

Sevgili Nur, çok sevilen bir sanatçısın. Yıllardır bunu başarmak kolay bir şey değil. Üstelik sansasyonlardan uzak, yalnızca sanatınla gündemde kalarak… Bugüne kadar kendini çok fazla anlatmadın. Nur Ertürk aslında kim? Nasıl bir çocukluk yaşadın?

O zaman en baştan başlayalım. Dokuz çocuklu bir ailenin en küçük ferdiyim. Sekiz kız, bir erkek… Sivaslı bir ailenin çocuğuyum, Sivas’ta doğdum. Ben iki yaşındayken babamı kaybetmişiz. Dolayısıyla onu hiç tanıyamadım. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Baba yoksunluğunu hayatım boyunca hep hissettim.

Başın sağ olsun. Bir hastalığı var mıymış?

Bir hastalık nedeniyle vefat etmiş. O dönemin şartlarında ne oldu, ne bitti elbette bilemiyoruz. Annemin anlattığına göre, ameliyat sırasında sağlam böbreğini alıp hastalıklı böbreğini bırakmışlar. Bir doktor hatası yaşandığını anlatırdı. Tabii o zamanın şartları, teknolojisi ve tıbbı bugünkü gibi değildi…

“BABAMI HİÇ TANIMADIM AMA BENİ ÇOK SEVMİŞ, KOKLAMIŞ”

Babamla hiç vakit geçiremedim. Beni çok sevmiş, koklamış ama ben tabii ki onu hatırlayamıyorum. Babamı annemin anlattıklarıyla tanıdım. Çok değerli bir adammış. “Adammış” diyorum çünkü bugün hâlâ Sivas’a gittiğimde beni, “Ali Ağa’nın kızı gelmiş” diye karşılarlar. Bu da bana babamın ne kadar sevilen, saygı duyulan ve kıymetli bir insan olduğunu gösteriyor.

“BABASIZLIK ÇOK ZOR BİR ŞEY”

Babasızlık çok zor bir şey Robin. Babası olan çocukları gördüğümde onun yokluğunu çok hissettim. Ama benim en büyük şansım annemdi. Tam anlamıyla bir Osmanlı kadınıydı; ne istediğini bilen, öngörüsü yüksek, cesur bir kadın…

Düşünsene, o tarihte sekiz kız, bir erkek çocuğuyla kalıyor. Babamı kaybettikten sonra, “Eğer ben burada, Sivas’ta kalırsam çocuklarım da benimle aynı kaderi yaşayacak” diyor. Bunun üzerine elinde avucunda ne varsa satıyor. Öyle büyük bir parası da yok. Üç kuruş parayla dokuz çocuğunu yanına alıp İstanbul’a göçüyor. O dönem için inanılmaz bir cesaret. Bugün bile birçok insanın kolay kolay cesaret edemeyeceği bir şey.

Anacığım İstanbul’a geliyor, kendine ve bize yepyeni bir düzen kuruyor. Bir kartal gibi yavrularını kanatlarının altına toplayan bir kadın… Bugünkü TikTok kadınlarından değil yani! Çok disiplinliydi. Evde bazen yalnızca bir bakışıyla hepimizi idare ederdi. Ama aynı zamanda inanılmaz sevgi doluydu. Yaşadığı bütün zorluklara rağmen bizim ruhumuzu hep doyurdu, hep besledi.

Dolayısıyla ben biraz sevgi arsızıyım. Bir de ailenin en küçüğü olduğum için en kıymetlisi bendim. Hâlâ da öyleyim çok şükür. O yüzden sevgi anlamında hiçbir zaman bir açlığım olmadı. Ruhsal olarak da kendimi eksik hissetmedim.

Tek başına dokuz çocukla büyük bir şehirde düzen kurmaya çalışmak bir kadın için gerçekten çok zor olmalı.

Çok zorluk yaşadık tabii. Yokluk, ekonomik sıkıntılar… Hepimiz çalışmak zorundaydık. Ben de bu yüzden hayata çok erken başladım. Ama bütün o zorlukların içinde çok güzel günlerimiz de oldu.

“BAŞARILI BİR ÖĞRENCİYDİM, İLKOKULU SINIF ATLAYARAK BİTİRDİM”

Beş yaşında ilkokula başladım. Başarılı ve zeki bir çocuktum; ilkokulu sınıf atlayarak bitirdim. Ama okul hayatım boyunca aynı zamanda hep çalıştım. Su satıyor, eve ekmek parası getiriyordum.

Sesinin güzelliğini ilk kim keşfetti?

İlkokul öğretmenim Sema Öğretmen. Benim zekâmı ve yeteneğimi keşfeden, başarımı takdir eden, beni sürekli daha iyiye yönlendiren bir öğretmenim vardı.

Alevi bir ailenin çocuğuyum. Bizim kültürümüzde sazın çok özel, çok kıymetli bir yeri vardır. Evimizde sürekli türküler dinlenirdi. Ben de küçük yaşlardan itibaren türkü söylerdim.

İlk söylediğin şarkıyı hatırlıyor musun?

“Tahta Masa.”

İlk nerede şarkı söyledin?

İlkokuldaydım, 8-9 yaşlarındaydım. Sınıfta masanın üzerine çıkar, türkü söylerdim. Evde de kaşık, çatal ne varsa mikrofon yapar, şarkılar söylerdim.

O dönem ilkokullarda “okul çayları” vardı. Süleyman Hocam, “Nur, sesin çok güzel. Sahneyi de dolduruyorsun; insanlar seni dinliyor, seviyor. Sen bu çaylarda bizim temsilcimiz ol” diyerek beni yüreklendirdi. Sonra bütün okul çaylarında sahneye çıkmaya başladım. Okullar arasında kendime göre bir şöhretim oluştu yani. Para da kazanıyordum; o zamanlar çok bereketliydi.

Peki büyüyünce ne olmak istiyordun?

Hayalimdeki meslek doktorluktu. Babamın hastalığına çare bulunamamış olması bende bu isteği uyandırmıştı. “Ben doktor olursam hiçbir hastalığı gözden kaçırmayacağım, insanların hayatını kurtaracağım” diye düşünüyordum.

Bunun için çok çalıştım. Üniversite sınavına girdim ancak tercih sıralamasında yaptığım bir hata nedeniyle tıp fakültesine yerleşemedim; Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nü kazandım. Annem, “Tek başına Ankara’ya gidemezsin” diyerek göndermedi tabii. Ben de “Bir sonraki yıl yeniden sınava girerim” diye düşündüm. Bizde annemin sözünün üzerine söz söylenmezdi.

Profesyonel müzik hayatına nasıl adım attın?

Ablam ön ayak oldu. Türk halk müziği sanatçısı Ömer Şan ve eşi Bilge Şan bir müzik merkezi açmışlardı. Ablam elimden tuttuğu gibi beni onlara götürdü. Henüz 13-14 yaşlarındaydım. Söylediğim türküyü dinledikten sonra Ömer Abi, “Oooo, sende de ne ses var!” dedi. Ardından, “Gel, biz sana eğitim verelim, sen de burada sekreterliğimizi yap” diye teklif etti.

Annen ne dedi bu işe?

Haberi yoktu ki… Eve gidince ablam durumu güzelce anlattı. Annem tabii önce ikna olmadı. Sonra Ömer Abi ile Bilge Abla’yı eve davet ettik, annemle tanıştılar. Ardından yaklaşık 6-7 ay boyunca orada hem müzik eğitimi aldım hem de sekreterlik yaptım.

Sahne hayatın nasıl başladı?

Ömer Abilerin yanında çalıştığım dönemde bir turne teklifi geldi. O yıllarda turneler çok popülerdi. Ömer Abi’nin Maksim’le sözleşmesi olduğu için kendileri gidemiyorlardı ve benim gitmemi önerdiler. Ömer Abi, “Sivaslı bir kızımız var. Ben babasıyım, Bilge de annesi. Kendi çocuklarımızı nasıl teslim ediyorsak onu da size öyle teslim ediyoruz” diyerek beni o dönem Kibariye’nin menajeri Turgut Akyüz’le görüştürdü.

Peki annen bu kez ne dedi?

Tabii ki önce “Olmaz” dedi. Ama Ömer Abi ile Bilge Abla onu ikna etmeyi başardılar. Annem yine dimdik arkamda durdu. Hatta amcalarımı, akrabalarımızı karşısına almak pahasına beni destekledi. “Onun babası da benim, anası da benim. Size ne oluyor? Ben de onun yanında olacağım, kimse de karışamaz” dedi.

Böylece sahne hayatım bir turneyle başladı. Sahneye çıkıyorum, şarkımı söylüyorum, iniyorum; seyirci alkışlarla yeniden sahneye çağırıyor. Müthiş bir ilgi vardı…

Kıskanmadılar mı seni?

Hem de nasıl! Tam bir kurtlar sofrasıydı. Kibariye hariç; onu ayrı tutuyorum.

MÜZEYYEN SENAR’DAN ÖVGÜ DOLU SÖZLER

Konya’da Müzeyyen Senar izledi beni. Yanıma gelip, “Sen nasıl bir güzelliksin! Sahnelerin tozunu attıracaksın” dedi.

Sivas’ta bir ilkokul sınıfında başlayan ve İstanbul Maksim Gazinosu’na uzanan bir sanat yolculuğu… Fahrettin Aslan’la yollarınız nasıl kesişti?

İstanbul’da ilk olarak Boğaziçi Gazinosu’nda sahne almaya başladım. Orada da çok güzel tepkiler alınca ismim Fahrettin Aslan’a kadar gitmiş. Bir gün, tam filmlerdeki gibi, beni izlemek için Boğaziçi Gazinosu’na gelmiş. Benim tabii hiçbir şeyden haberim yok.

O dönem menajerim Engin Arınmış’tı. Engin Baba…

“İçeride kim var biliyor musun?” dedi.

“Kim var Engin Abi?” diye sordum.

“Fahrettin Aslan. Seni izlemeye gelmiş. Yarın bizi ofisinde bekliyor.”

Ertesi gün annem, Engin Abi ve ben Fahrettin Aslan’ın ofisine gittik. Bana, “Çok güzelsin, sahneye çok yakışıyorsun. Sen Maksim’e yakışırsın” dedi.

O günden sonra beş yıl boyunca Maksim’de sözleşmeli ve maaşlı sanatçı olarak çalıştım. Sanat dünyasında bunun yalnızca bana nasip olduğunu biliyorum.

Kaç yaşındaydın o dönem?

15 yaşındaydım. Maksim’den sonra zaten artık kimse beni tutamadı. Ardından “İlvanlım”ı yaptık.

“İlvanlım” hâlâ çok sevilen bir parça. Şimdi yeniden yorumladın. Hayırlı olsun. Yeni kuşağın tepkileri nasıl?

Bu yıl “İlvanlım”ı yeniden yorumladık. Önce remix versiyonu çıktı, ardından klasik versiyonunu hazırladık. Böylece “İlvanlım” yıllar sonra yeniden benim sesimden sevenlerimle buluştu.

Yeni nesil özellikle remix versiyonunu çok sevdi çünkü bugünün sound’una uygun bir çalışma yaptık. İranlı iki müzisyenle çalıştık, düzenlemeyi onlar yaptı. Şimdi bir versiyon daha hazırlıyoruz. O da çıktıktan sonra üçü arasından birini seçip, Allah izin verirse, yapay zekâ teknolojisinden yararlanarak özel bir klip çekeceğiz.

“HALKIN SEVDİĞİ SANATÇI OLMAK ÇOK BAŞKA BİR ŞEY”

Sanatçı Nur Ertürk’e göre şöhret nedir?

Benim yaşadığım dönem, şöhretin gerçekten şöhret olduğu zamanlardı. Bugünkü şöhret anlayışından çok farklıydı. Popüler bir sanatçı olmak başka, halkın sevdiği, bağrına bastığı ve ailesinden biri olarak gördüğü bir sanatçı olmak çok başka bir şey. Bunu başarabilen çok az sanatçı vardır.

Bu konuda hiç mütevazı olamayacağım. Bugün hâlâ Nur Ertürk olarak bir ismim varsa bunu önce Allah’a, sonra halkıma borçluyum.

Ben sırtımı Ahmet’e, Mehmet’e, ona buna dayamadım. Ne siyasi bir partiye ne de başka bir güce… Benim gücümü aldığım tek yer halk oldu. Bu yüzden en büyük sorumluluğu da onlara karşı hissettim. Hayatım boyunca halkın bana gösterdiği o teveccühe ve sevgiye layık olmaya çalıştım.

Şöhretin zirvesindeyken aşkı buldun, evlendin ve ardından anne oldun. Kariyerinin o döneminde sorumluluk isteyen oldukça radikal bir karar. Seni bu kararı almaya ne yöneltti?

Şöhretimin zirvesindeyken evlenmemin en önemli nedenlerinden biri, o dünyanın içindeki çok büyük isimlerin yalnızlıklarına ve mutsuzluklarına yakından şahit olmamdı. Aynı ortamları paylaşıyorsunuz, aynı çatı altındasınız; onların acılarını da mutluluklarını da görüyorsunuz. Ağladıkları anlara, zararlı alışkanlıklarına, insanlara karşı davranışlarına tanık oluyorsunuz. Ekranın önündeki halleri başka, perde arkasındaki hayatları bambaşka olabiliyor. Kısacası o insanların bütün yüzlerini görüyorsunuz.

Sanırım benim en büyük farkım yine annemdi. Beni bir gün bile yalnız bırakmadı. Hasta olduğunda bile yanımda dimdik durdu. Belki insanların beni kendi evlerinden biri, kendi kızları gibi görüp kabul etmelerinde de annemin üzerimdeki etkisinin çok büyük payı vardı.

Türk halk müziği sanatçısı olarak tarzınla da o dönem bir devrime imza attın.

Evet, kesinlikle. Halk müziği sanatçıları o dönem daha klasik giyinirken ben mini etek de giydim, dekolte de… Beni yargıladılar, yaftaladılar, dışlamaya, hatta ekmeğimle oynamaya çalıştılar. Ama sonunda işimi düzgün yaptığımı ve işimde iyi olduğumu kabul etmek zorunda kaldılar.

Ben bunun için özel bir çaba sarf etmedim. Sadece, “Ben değişmeyeceğim, siz değişeceksiniz” dedim. Çünkü yanlış bir şey yaptığıma inanmıyordum.

Ben sahneye babamın soyadıyla çıktım ve hâlâ onun soyadını taşıyorum. Elbette hatalarımız oldu. Biz taştan, mermerden değiliz; etten, kemikten, nefisten ibaret insanlarız.

Ben önce Allah’a, sonra beni seven insanlara karşı sorumluluk hissettim. Hayatım boyunca da olduğum kişi olarak onların karşısına çıktım.

Senin gibi sanatçıların kalıcı olmasının sırrı ne?

Samimiyet… Samimiyetini kaybeden her şey, zamanla tüketilmeye ve yok olmaya mahkûmdur. Yaptığınız işi samimiyetle, inançla ve beklentisiz yapıyorsanız o kolay kolay tüketilmez; kalıcı olur.

Genç kuşakta “Bunda star ışığı var” dediğin isimler var mı?

Var. Edis’i çok beğeniyordum. Edis’te gerçekten o ışık, o star ışığı vardı.

Buray’ı da dinliyorum, sözlerini çok beğeniyorum. Ersay’ın eserlerini de severek dinliyorum.

Bugün 14 yaşındaki Nur karşında oturuyor olsa ona ne söylerdin? Gerçekleştiremediğin, içinde kalan bir hayalin var mı?

Okumayı çok seven, başarılı bir çocuktum. Keşke eğitimimle müziği birlikte yürütebilme imkânım olsaydı. Ama geçim kavgası başlayınca insan bazen hayallerini ertelemek zorunda kalıyor.

Yine de geç kalmış olduğumu düşünmüyorum. Yeniden okuyabilirim. Psikoloji ya da sosyoloji okumayı çok istiyorum.

“BEN HEP MİLLETİM İÇİN DUA EDİYORUM. ÇÜNKÜ BENİM MİLLETİM İYİYSE, SAĞLIKLIYSA, RUH SAĞLIĞI, BEDEN SAĞLIĞI, AKIL SAĞLIĞI YERİNDEYSE BEN MUTLU OLABİLİRİM.”

Peki son olarak gençlere ne söylemek istersin?

Aradıkları şey aslında kendi içlerinde. Ahmet’te, Mehmet’te, Ayşe’de, Fatma’da ya da sosyal medyada değil… Önce kendi içlerine dönsünler, sorgulamaya kendilerinden başlasınlar.

Aradıkları cevapları bulabilecekleri çok güzel bir kitabımız var; tüm kâinata indirilen son kitap… Aradıkları pek çok cevabı orada bulacaklar.

Maneviyatlarını güçlendirsinler. Önlerinde tertemiz bir gelecek olduğuna inansınlar. Hiç şüpheleri olmasın.


 

Tags: Nur Ertürk
Önceki yazı

Sınıfın Ötesindeki Okul

Sonraki Yazı

Serenay Sarıkaya Paris’te Dünca Ünlü Yıldızlarla Aynı Podyumda Yürüyecek

Yazı işleri

Related Posts

Prof. Dr. Ünal Aydın, “Boyun Ağrısı Şah Damarı Hastalığının Belirtisi Değil”
manset

Prof. Dr. Ünal Aydın, “Boyun Ağrısı Şah Damarı Hastalığının Belirtisi Değil”

by Ünal AYDIN
12/10/2026
 Dr. Dt. Kürşat Yılmaz: “Doğru dental fotoğrafçılık diş tedavilerinde güven, sağlık turizminde itibar açısından önem taşıyor” 
manset

 Dr. Dt. Kürşat Yılmaz: “Doğru dental fotoğrafçılık diş tedavilerinde güven, sağlık turizminde itibar açısından önem taşıyor” 

by Yazı işleri
12/10/2026
Sınıfın Ötesindeki Okul
manset

Zorbalıktan Cinnete  

by Acem Asaf YILDIRIM
06/10/2026
Güçlü sesi, eşsiz yorumu ve zarafetiyle büyüledi
Magazin

Güçlü sesi, eşsiz yorumu ve zarafetiyle büyüledi

by Yazı işleri
04/10/2026
En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Hazar Ergüçlü’nün Oldu
Magazin

En İyi Kadın Oyuncu Ödülü Hazar Ergüçlü’nün Oldu

by Yazı işleri
04/10/2026
Sonraki Yazı
Serenay Sarıkaya Paris’te Dünca Ünlü Yıldızlarla Aynı Podyumda Yürüyecek

Serenay Sarıkaya Paris'te Dünca Ünlü Yıldızlarla Aynı Podyumda Yürüyecek

Kategoriler

  • Astroloji
  • Biyografi
  • Editörün Seçtiği
  • Güzellik – Estetik
  • iş Dünyası
  • Kültür – Sanat
  • Lansman
  • Magazin
  • manset
  • Mekan
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Yaşam

Etiketler

Aslıhan Karalar Aşkı Hatırla BlackBox Burak Deniz Burak Yaka Cansu Tosun Cihan Kılıç Aydın CYBERNİCX demet akalın Demet Özdemir Doç. Dr. İsmail Ateş Dr. Astrolog Şenay Devi Eylül çeviri Eşref Rüya Gülşen health life Hülya Avşar Izaka Terrace Kaspersky Kubilay Aka Maybelline New York Mehmet Günsür Melisa Döngel Merve Tüfekçi Emre Nuray MARÇAK Nur Fettahoğlu Pera Müzesi Prof. Dr. Özkan Demirhan Prof. Dr. Ünal Aydın Raffles İstanbul Rahmi M. Koç Müzesi Ranchero Selin Demiratar Shangrı-La Bosphorus songül alcı Tamev TAMEV Derneği teoman Victoria’s Secret Çırağan Palace Shop Özlem Recep çeviri sepeti Şifa Köyü Şükriye Tahir şifa turizmi
Haber Uçur

İş dünyası Teknoloji ve yaşam alanında gündemi takip edin

Kategoriler

  • Astroloji
  • Biyografi
  • Editörün Seçtiği
  • Güzellik – Estetik
  • iş Dünyası
  • Kültür – Sanat
  • Lansman
  • Magazin
  • manset
  • Mekan
  • Moda
  • Röportaj
  • Sağlık
  • Teknoloji
  • Yaşam

Son Haberler

  • Prof. Dr. Ünal Aydın, “Boyun Ağrısı Şah Damarı Hastalığının Belirtisi Değil”
  •  Dr. Dt. Kürşat Yılmaz: “Doğru dental fotoğrafçılık diş tedavilerinde güven, sağlık turizminde itibar açısından önem taşıyor” 
  • Zorbalıktan Cinnete  

2023 BCM

Sonuç yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Anasayfa
  • Teknoloji
  • iş Dünyası
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Lansman

2023 BCM

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?