Ali Fuad Başgil, Alplerin eteğindeki dingin bir dağ köyünde Mösyö Girard’ın kurduğu o fikrî ziyafet sofrasında Jules Payot’nun İrade Terbiyesi ile tanıştığında, kendi gençliğine dönüp içli bir hayıflanmayla mırıldanmıştı: ‘Ah, bu kitap on sekiz-yirmi yaşlarımda elime geçmeliydi!’
Bu hayıflanma, salt ferdî bir gecikmişliğin sızısı değil; fikrî çıraklık döneminde elinden tutulmamış, usul bilmediği için yorulmuş ve arkasında manevi bir destek bulamadığı için istikameti dağılmış bütün bir gençliğin ortak iç çekişidir.
Bugün modern dünyanın uğultusu, ekranların mavi ışıltısı ve hız sarhoşluğu içinde aynı soruyu çok daha sarsıcı bir tonda sormak mecburiyetindeyiz: Günümüz genci, zekâsını ve kabiliyetlerini hangi rüzgârların insafına terk etmektedir? Zira Ali Fuad Başgil’in altını çizdiği gibi; ilmin kaynağı zekâ, işin ve başarının kaynağı ise iradedir. Zekâ toprağa düşen bir tohumsa, onu çatlatıp boy verdiren, her gün aynı saatte sabırla dökülen o irade suyudur.
1. Gençliğin Eşiğindeki Görünmez Tuzaklar: Tembellik, Sahte Rahatlık ve Dijital Kuşatma
Ali Fuad Başgil, genç dimağları içten içe kemiren ilk ve en sinsi düşmanı adıyla çağırır: Tembellik. Bu hasım, er meydanına çıkıp mertçe göğüs göğüse çarpışan bir rakip değildir. O; yerine, adamına ve zayıf anına göre kılık değiştiren bir bukalemundur. Kâh ‘Ölümlü dünya, çalışmak yıpranmaktır’ diyen sahte bir felsefeyle fısıldar; kâh ‘Zaten şansın yoksa ne yapsan nafile’ diyerek pespaye bir kadercilik kisvesine bürünür.
Bugün bu sinsi hasım, avuçlarımızın içindeki ekranlara yerleşmiştir. Gençliği bekleyen en büyük tehlikeler; dikkat süresinin saniyelere inmesi, derinleşme melekesinin kaybolması ve gayretsiz tüketimin ruhlara zerk ettiği uyuşukluktur:
- Sanal Oyalanma ve Kötü Arkadaş Zırhı: Çağımızın ‘gençliğini yaşa, eğlenmene bak’ telkini, bugün sosyal medyanın yüzeysel şöhret vaatleri ve sanal akran baskısıyla katbekat büyümüştür. Gerçek gayretten kaçan, kütüphane köşelerini zül sayan, sınavlara ramak kala mucize bekleyen konfor düşkünlüğü, genci müzmin bir vasatlığa mahkûm etmektedir.
- Okuma Kıtlığı ve Dilin Çoraklaşması: Kişinin kıymeti, dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Kendi ana dilinin zenginliğine vâkıf olamayan, günde iyi bir eserden sesli birkaç sayfa dahi okuyup tefekkür etmeyen dimağlar; ne kendini hakkıyla ifade edebilir ne de başkalarının fikir kölesi olmaktan kurtulabilir. Dili sığlaşanın tefekkür ufku da çölleşir.
- Kariyer İllüzyonu ve Hırs Girdabı: Günümüz gençliği, hedefsizlikle doyumsuz hırs kıskacı arasına sıkışmıştır. Bir yanda rüzgârın önündeki yaprak gibi savrulan kararsız bir kitle; diğer yanda ciğer bulaşmış eğeyi yalarken kendi dilinden akan kanı içtiğini fark edemeyen bir başarı sarhoşluğu vardır. Oysa servet ve makam ruhu doyurmaya yetmez; hakiki saadet insanın kendi gönül iklimindedir.
2. Kırılan Aynalar: Aile ve Mektep Arasındaki Manevi Boşluk
Bir zanaat çırağı, ustanın tezgâhında elin, gözün ve zihnin irade emrinde nasıl tek bir gayede birleştiğini bizzat müşahede eder. Bocaladığı an, ustanın müşfik ve toparlayıcı nazarıyla sükûnet bulur. Fikrî çalışma çırakları ise bugün ustalarından ve manevi destekten mahrumdur.
Gençlik, karşısında şematik nasihatlerden ziyade yaşayan, nefes alan, adanmış somut şahsiyetler arar. Sıra dışı bir kişilik, dizginlenemeyen bir irade, gem vurulamayan bir dervişlik… Kendine has kelimeleri, keskin hükümleri, hiç beklenmedik anda ortaya çıkan sarsıcı müdahaleleri olan öncülere muhtaçtır. Düşüncesinden önce enerjisi, bilgisinden önce samimiyeti, programından önce katıksız adanmışlığı çarpmalıdır insanı. Yaptığı işlerin makul bir mesai saati, hesaplanmış bir karşılığı veya şahsi bir menfaati olmayan böylesi hasbî şahsiyetlerin eksikliği, mektepleri ruhsuzlaştırmaktadır.
Bu öncüler, ilk bakışta bir Nasreddin Hoca bilgeliği taşır; dışarıdan saçma gibi görünen hâl ve hareketlerinin ardında mutlaka derin, bilgece bir yaklaşım gizlidir. Yaptıkları, kendi anlatımlarının da ötesinde başkalarının aktardığı anekdotlarla, hikâyelerle dilden dile dolaşan bir efsanedir. Fakat fildişi kulelere çekilmiş değil; aramızda yaşayan, en sıradan, en yalın, en ulaşılabilir hâliyle her an yanı başımızda bitebilecek etten kemikten bir efsane…
Onun duruşunu anlamak, bir bakıma Don Kişot’un çilesini anlamaktır. Cervantes’in kahramanının asıl trajedisi; şövalyelik ahlâkına tüm kalbiyle inanmaya devam ettiği hâlde, içinde yaşadığı dünyanın adalet, sadakat, fedakârlık ve mazlumu koruma gibi kadim erdemleri artık ciddiye almayışıdır. İşte o öncü ruh, tam da bu yüzden insanın inandığı yolda yapayalnız kalsa bile yürümeye devam etmesi gerektiğini bilirdi. Ona biçilen Don Kişot yakıştırması; bütün hayatını tek başına izah eden kuru bir etiket değil; samimiyetini, bozulmamış naifliğini, karşısındaki sahte hasımları kendi kelimeleriyle adlandırıp o kelimelerle haysiyetli bir dil kurabilmesini ve en mühimi, yenilgiyi asla kabullenmeyen cehdini gösteren berrak bir aynadır. Bir davası, bir kavgası vardır onun; diriliş ırmağını coşturan, yatağına renk ve istikamet katan…
Eğitim kurumlarının gençleri yalnızca bilgi depolayan birer hafıza kartı olarak görmesi, maarifin ruh terbiyesini ıskalamasına yol açmaktadır. Okul, tekdüze işleyen bir imalathane olamaz; gence çalışmanın edebini, usulünü, fikrî sancıyı göğüsleme zarafetini belletmelidir. Gençlerin bezginliğe düşmesinin asıl sebebi kabiliyetsizlik değil; öğrenmenin usulünü bilmeyişi ve sendelediğinde tutunacak samimi bir omuz bulamayışıdır.
Aynı boşluk aile ocaklarında da yankılanmaktadır. Evladının iç dünyasındaki buhranları dinlemeyen, akşam sofrasında hâlleşmeyen bir ebeveyn tavrı; genci dışarının sahte tesellilerine iter. Anne babanın rızası ve şefkatli duası, genci hayatta tutan görünmez bir zırhtır; bu zırh delindiğinde savrulma kaçınılmazdır.
3. Dirilişin Usulü: İradeyi Terbiye Etmenin Yol Haritası
İradeyi çelikleştiren kaideler, bugün zihin dağınıklığı ve gayesizlik yaşayan her genç için şaşmaz bir pusuladır. Bu terbiye, hayatın üç mühim emanetini hakkıyla idrak etmekle başlar:
- Zamanın ve Zihnin İyi Yönetilmesi: Zihni onlarca açık ekran ve dağınık heves arasında parçalamak enerjiyi tüketir. Bir vakitte yalnız tek bir mesele üzerinde durulmalı, başlanan bir vazife ikmal edilmeden diğerine geçilmemelidir. Zamanın iyi yönetilmesi, anı alelacele tüketmek değil; her dakikayı bir tuğla gibi şahsiyet duvarına yerleştirmektir. Unutulmamalıdır ki yarıda kalan iş, başlanmamış hükmündedir.
- Bilginin İyi Yönetilmesi: Ham malumatı şuursuzca zihne yığmak hafızayı yorar, ruhu doyurmaz. Bilginin iyi yönetilmesi; faydalı olanı seçmek, temiz kaynakla beslenmek ve öğrenilen hakikati ahlaka, eyleme ve fikre dönüştürebilmektir. Pasif bir alıcı olmak yerine, okunanı tefekkür süzgecinden geçirmek gerekir.
- İmkânların ve Paranın İyi Yönetilmesi: Genç dimağ, iktisat şuurunu erken yaşta kazanmalıdır. Paranın iyi yönetilmesi; ne cimriliğin dar patikalarında kaybolmak ne de israfın ve gösterişin sahte ışıltısına kapılmaktır. Maddiyatı gayeye değil, yüce ideallere hizmet eden vakur bir vasıtaya dönüştürebilenler, nefsine de geleceğine de hükmedebilirler.
- Devamlılık, Sabır ve Güçlüğü Parçalamak: Çalışmak için kusursuz gün ve ilham saati beklenmez; her an gayret için uygundur. Zihin için belirleyici olan günlerce masada pineklemek değil, her gün aksatılmadan konulan nitelikli mesaidir. Aynı noktaya sabırla düşen su damlası nihayetinde mermeri deler. Uzun vadeli hedefler gözde büyütülmemeli, meseleler en yalın unsurlarına ayrılarak adım adım aşılmalıdır.
- Ahlakı Bilginin Önüne Koymak: İyiliğe iyilik adalet, kötülüğe iyilik ise fazilettir. İstikbal inşa edilirken doğruluktan, ahde vefadan, emanet şuurundan ve ana baba rızasından asla taviz verilmemelidir.
Hasılat: Pusulasını Arayan Gence Açık Mektup
Genç dostum; hayat bir piyango, muvaffakiyet de kör bir tesadüf değildir. Önündeki uzun ömür yolunda kararsızlığa düştüğün vakit, fikrine müracaat edeceğin rehberleri iyi seç; zira yanlış bir ışıktan hareket eden, ömrünce pişmanlık karanlığında yürür.
Tam da bu eşikte, eğitim ve hayat yolculuğunuzda sizlere her daim şaşmaz bir rehber olacağına inandığım merhum Ali Fuad Başgil Hocamızın irfan pınarından süzülen şu iki sarsıcı seslenişini hatırlatmak isterim:
Birincisi; iradeyi dirilten o gür sedasıyla, ‘Çalış, genç arkadaşım çalış; namerde muhtaç olmak, ölmekten beterdir!’ tavsiyesidir.
İkincisi ise zamanın kıymetini idrak edemeyenlere yönelik o derin ikazıdır: ‘Gençliğini eğlenmekle geçiren, ihtiyarlığını ağlamakla geçirir.’
Gençliğini mazeretlerin, tembelliğin ve fani heveslerin rüzgârına kaptırma. Yatağına başını koyduğun her gece, ‘Bugün hakikat adına ne yaptım, yarın ne inşa edeceğim?’ sualini kendine sormadan uyuma. Düşünmekten ve tefekkürün sancısından çekinme.
Zamanını, zihnini ve imkânlarını iradenin terazisinde terbiye et; inandığın yolda herkes dursa bile yürümeyi göze al. Unutma ki sen kendi iradene sahip çıkar ve emeğini sadakatle yoğurursan, zaman da mekân da senin yürüyüşünün önünde hürmetle eğilecektir.
Bu kıymetli nasihatler, Ali Fuad Başgil Hocamızın o bereketli irfan pınarından dökülen katrelerden sadece birkaçı… İnşallah, okuduğunuz bu yazı, o tükenmez kaynaktan daha nicelerini okuyup öğrenmenize bir ufuk açacak; kendi irade aynanızda sarsılmaz bir şahsiyet inşa etmenin sırlarına ermenize vesile olacaktır.






